Ara
  • yukselbegum1

Yeme bozuklukları hakkında

Yeme bozuklukları denildiğinde neyi kastediyoruz?


Bulimia nervosa, anoreksiya nervosa ve tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi alt kategorileri olsa da yeme bozuklukları dediğimizde kişinin varlığını sürdürmesinin belki de en temel noktalarından biri olan yemekle arasındaki ilişkinin bozulmasından bahsediyoruz. Yeme bozukluklarında bir besin kaynağı olan yemek, duyguları bastırma-duygularla baş etme, yaşam üzerinde kontrol sağlama, cezalandırma ve içsel boşluğu doldurma gibi birçok fonksiyonu üstlenir konuma geçiyor. O halde şunu kendimize hatırlatmak önemli: Yeme bozuklukları birer semptom, çok daha derinde olan bir şeye işaret ediyor.


Yeme bozuklukları nasıl oluşuyor?


Yeme bozukluklarının oluşumunda tek bir nedenden söz edemiyoruz. Birçok faktörün oluşturduğu kompleks bir durum. Ancak semptomu incelemeye aldığımızda birçok semptom gibi ‘baş etme’ görevi üstlendiğini görüyoruz. Suçluluk, kaygı, utanç, kayıp ve yas gibi birçok zorlayıcı duygunun var olduğu bu semptomda yemek yatıştırıcı bir konum üstlenebiliyor. Kökenini erken çocukluk döneminden alan duygu düzenleme becerilerinin gelişmemiş olması bu bozuklukların temelini oluşturan faktörlerden. Bununla birlikte, yine erken çocukluk döneminde ebeveynle kurulan ilişkinin önemli bir rolü olduğunu biliyoruz. Ebeveynin kaygı giderici ve içsel ve de fiziksel güvenliği sağlayıcı rolü yeme bozukluklarına karşı koruma sağlıyor. Ancak bunun tersi bir durum söz konusu olduğunda ebeveynin duygusal olarak ulaşılabilir olmadığında, çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılar konumda olmadığında ve de tersine ebeveynlik dediğimiz çocuğun ebeveyn rolüne bürünüp kaygı gideren rolü üstlendiği durumlar söz konusu olduğunda yeme bozukluklarını gözlemleyebiliyoruz. İçsel anlamda huzurlu olabilmemiz için gerekli olan yatırım bize yapılmadığında ve hatta biz o yatırımı kendimizden çevirip bir başkasına yaptığımızda büyük bir içsel boşlukla karşı karşıya kalıyoruz.


İşlevi nedir?


Boşluk hissinin belirgin olduğu durumlarda yemek, bir doldurma (doyurma değil) kaynağı olarak ele alınabiliyor. Kişinin boşluk hissiyle kalması ve de özellikle yalnız kaldığı durumlarda bu deneyimin daha da zorlaşması kişiyi hem kendini yatıştıran hem de hissetmeyeceği kadar o boşluğu dolduran yiyeceklere yöneltebiliyor. Bununla birlikte yemek kişinin hayatı üzerinde bir kontrol elde etmesinin bir yolu ve bazı durumlarda tam tersine kendine yegâne serbest bırakabildiği alanı üstlenebiliyor. Dışarıdan gelenlere -özellikle suçlayıcı mesajlara- karşı koruyucu bir bariyer oluşturabiliyor. Daha somut bir yerden düşünürsek yemek dünya üzerinde kapladığımız alanı arttıran, dolayısıyla ‘Ben buradayım’ı söyleyebilmemizi sağlayan bir deneyime dönüşebiliyor.


Nasıl bir süreçte ele alınır?


Tüm bu bağlamlara baktığımızda, yeme bozukluklarının kişiden kişiye, ihtiyaçtan ihtiyaca farklı konumlarda incelenebileceğini görüyoruz. Bu nedenle edindiğimiz yaklaşımın otomatik, belirli bir yaklaşımdan ziyade daha insana, kişiye özgü bir yaklaşım olması oldukça önem taşıyor. Bitmek bilmeyen diyet listeleri maalesef ki bu sorunun çözümünde yer almıyor. Özellikle kişi için yemek bir kontrol aracıysa bu tarz bir müdahale oldukça ters tepebiliyor. Temelde yaşama dair bir sorundan bahsettiğimiz için çok daha esnek, uygulanabilir ve de sürdürebilir bir yaşam tarzı benimsemek soruna yaklaşımda önem taşıyor.


Semptomların altında oldukça zorlayıcı duygular yattığından bir psikoterapistle beraber sürecin yürütülmesi önem taşıyor. Konu yalnızca yemek olmadığından sürecin uzun, zamana yayılır ve konsepte uygun bir şekilde yavaşça sindirilebilecek bir süreç olması kişinin uzun vadede semptomlarının hafiflemesinin önünü açacak bir yaklaşım. Süreç içerisinde yeme bozukluklarına dair ortaya çıkan semptomlar farklı semptomlara dönüşebiliyor. Bu da bizim daha derinden bir müdahaleye ihtiyacımız olduğunu kanıtlar nitelikte. Yutulmuş olanların dışa vurulması ve duyguların açığa çıkması en temelde dönüşümü sağlayan yapıtaşları oluyor.



11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör